Din Dersi | din dersi, din sınavi, din yazilisi, kuran, namaz, abdest ?>
10
Ara

İbadetlerle Hayatımızı Nasıl Kuşatırız?

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

Müslüman’ın her sözü, her hareketi İslam’a uygun olmalı. Bu hal, külli ibadettir. Fakat ibadet deyince aklımıza namaz, oruç, hac gelir…br /br /Bugünkü Müslümanların çoğu, namazda okuduklarını anlamadıklarından, caminin içi İslam’a uygun; çarşı pazar başka âlem. Böylece namaz, cüz’i ibadet planında kalıyor. br /br /Tefsir okusak, haramları terk etsek, namazımız külliyet kazanıp hayatı kuşatır. Müslüman için dünya işi ayrı, ahiret işi ayrı olamaz. Çünkü namaz kılan her Müslüman’ın yaptığı helal işlerin bütünü ibadet hükmüne geçer. Böylece dünya ve ahiret bir bütün olarak ele alınır, her ikisi de mamur edilir. br /br /Oruç tutan; fakiri anlar, zekâtla, fitreyle, bağışla veya işyeri açıp ücret vererek onun derdine derman bulursa ibadet cüz’i olmaktan çıkar, hayatı kuşatır… Mademki zekât farzdır; öyleyse Müslümanlar ya sanat, ticaret öğrenerek veya tahsil yaparak çalışmak ve para kazanmak zorundadır. Zira kendine hayrı olmayanın dinine hayrı olabilir mi? br /br /Oruçluyken içilmeyen sigara, ömür boyu içilmezse… br /br /Hacca giden, ihramı kefen bilip, ahirette hesap vermeyi düşünürse… br /br /Ecnebilerin malını almayıp Müslümanlar arasındaki ekonomik beraberliğe önem verilirse ibadetler külli planda da yaşanmış olur. br /br /Her ibadet, bizi haramlardan geri çekmeli, helallere sevk etmeli; her ibadet ferdi, aileyi, milleti, devleti üstün duruma getirmelidir. Getirmiyorsa ibadetler anlaşılmamıştır. br /br /Kâinatın ruhu İslamiyet’tir. Eğer Müslümanlar İslamiyet’ten uzaklaşırsa kâinat ölür. Ruhun bedenden ayrılması gibi… Bütün dünya İslam’a düşman olsa, kâinat nizamını devam ettiren Allah, İslamiyet’i de devam ettirecektir. Bunu yapmak için hiçbir şeye muhtaç değildir. Çünkü Allah, Samed’dir, her şey O’na muhtaçtır. O ise hiçbir şeye muhtaç olamaz. Ebabil kuşlarıyla veya en aciz görünen sinek gibi diğer askerlerle dinini destekler… İyiliklerin bütünü İslamiyet’te toplandığı için insanlar İslam’a muhtaçtır. br /br /İlmin kaynağı Kur’an olursa, ilimler ve bilimler dönüp dolaşıp Kur’an’a dayanırsa, o zaman ilim, ibadet olur. Allah büyüktür, Peygamberimiz büyüktür, Kur’an büyüktür. Müslümanlara da küçüklük yakışmaz. Bu, İslam’a iftiradır! Bu sebepten Müslümanlar, bugünkü dalaletlere ilmen cevap vermek zorundadır. br /br /Bugün, ilmi olan galip olur! İlmi olmayan, her sahada mağlubiyeti kabul etmek zorundadır. Müslüman’ın mağlubiyeti, İslam’a dokunur. İlimle İslamiyet’i birbirinden ayırmak, kâinat çapında bir cinayettir! Unutmamak lazımdır ki; ahir zamanın harpleri, harflerle olacaktır. br /br /İslamiyet’te bilgiler, beyne dolar, Kur’an’ın nuruyla münevver olan insan, hakla batılı ayırır, sair organlar gibi kalp de bundan payını alır. İman, ilimle bütünleşir, ibadete dönüşürse işe yarayan bir Müslüman tipi ortaya çıkar.br /br / br /Hekimoğlu İsmail

10
Ara

Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

span style=”font-style:italic;”span style=”font-weight:bold;”“Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz.” (53/Necm, 60)/span/span Sahi, nasıl beceriyorsunuz bunu, diyor Kur’an; imanınızın, Kur’an’ınızın, coğrafyanızın esir edildiği, insanınızın mânevî bir soykırıma uğradığı, tüm değerlerinizin yağmalandığı, sayısız civanın yüreğinden vurulduğu bir ortamda hâlâ nasıl gülebiliyorsunuz, diye soruyor. Gerçekten, nasıl beceriyorsunuz bunu? Tabii ki, buna becermek demezler; gaflet derler, vurdum duymazlık derler, hamâkat derler…br /br /Eğer bilseydik Önderimiz Efendimiz’in bildiğini, çok ağlayıp az gülerdik. O yakîn derecesinde biliyordu gazabı, kahrı, cehennemi. Bu gerçeklerin ârifiydi O. Biz de bunları “irfan” derecesinde bilseydik Onun gibi yapacak, çok ağlayacak, az gülecektik. Evet, bilseydik göğsümüzde nükleer bir güç merkezi taşıdığımızı ve bunun her gün üzerine yağan günahlarla paslandığını, bu pası çözecek tek kimya olan gözyaşını bir umman gibi salacaktık gecelerin koynuna. br /br /Eğer bilseydik günah hedeflerini on ikiden vuran istiğfâr silâhının mermileri gözyaşıdır, gönlümüze gözümüzden bir ırmak bağlayacaktık. Eğer bilseydik duâlarımızı yüce makama tez ulaştırmanın en emin yolu, onlara gözyaşından kanatlar takmaktır, Yunus gibi “ağla gözlerim ağla, gülmezem ayruk” diyecektik. Eğer erseydik sırrına span style=”font-style:italic;”span style=”font-weight:bold;”“Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn (O günde malın da evlâtların da faydası olmaz)”/span/span ifadesinin, bir “kalb-i selîm”e sahip olmak için, değil birkaç damla yaşı, bir çift gözü bile fedâ edecektik. br /br /Eğer bilseydik her gün en çok kullandığımız organların başında elimiz, zihnimiz ve kalbimiz gelir; bu üçü içerisinden de en çok kullandığımız ve kirlettiğimiz kalbimizdir. Onu pislik içerisinde koyduğumuz için, Allah korkusundan dökülen yaşlarla yıkamadığımız için hayıflanacaktık. Eğer imanın neler çektiğini onun yerinde olup anlayabilseydik, ağlayabilirdik. İhsan düzeyinde inansaydık Allah’a, azaba, ikaaba, mîzana, hesâba, gözümüzden yaş değil; kan akıtırdık. Öyle buyurmuştu ya Yesrib’li delikanlı için Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz: “Allah korkusu, kardeşinizin yüreğini dağladı.” br /br /Evet, bütün bunları anlayabilseydik, ağlayabilecektik. “Melâli bilmeyen nesle âşinâ değiliz” diyordu Hâşim. Biz âşinâ olduk ey şâir, hem de öylesine âşinâ olduk ki, bu İslâm irfanının nebevî yöntemlerini “romantizm” sayanlar bile çıktı içimizden. Hissizliğin, duygusuzluğun bir tek mâzereti var: Kalp katılığı; o da meşrû değil. br /br /“Şarkı görmez, garbı bilmez, edepten yok pâyesibr /br /Bir utanmaz yüz, yaşarmaz göz, bütün sermâyesi.”br / br /alıntı

10
Ara

Gaflet

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

Gaflet pişmanlığa yol açar. Gaflet nimetin elden gitmesine sebep olur. Gaflet faydalılığı engeller. Gaflet kıskançlığı azdırır. Gaflet kınan-maya ve nedamete sebep olur.br /br /Hikâye edilir ki, salihlerden biri rüyasında hocasını görür ve ona «en çok neden pişmansınız» diye sorar. Hocası da ona «en büyük pişmanlığım gafletimdendir» diye cevap verir.br /br /Yine anlatılır ki, salihlerden biri Zunnun-i Mısrî’yi (rehimehullahu) rüyasında görür ve ona «Allah sana ne yaptı» diye sorar.br /br /Zunnun-i Mısrî de «beni karşısına dikerek seni gidi palavracı, seni gidi yalancı! Beni sevdiğini ileri sürdün, sonra da benden gaflete düştün diye beni azarladı» cevabını verdi.br /br /Şair bu konuda şöyle der:br /br /Kendin gaflettesin, kalbin yanılmadabr /Ömür geçti, günahlar olduğu gibibr /br /Anlatıldığına göre salihlerden biri babasını rüyasında görür, ona «babacığım! Nasılsın, durumun nasıl» diye sorar. Babası da «yavrum! Dünyada gafil yaşadık ve gafil olarak öldük» diye cevap verir.br /br /Zehril Riyazda rivayet edildiğine göre Hz. Yakub (A.S.) ölüm meleği (azrail) ile dosttu. Bir gün Azrail, Hz. Yakub’u ziyarete gider. Hz. Yakub O’na «Ya Azrail, görüşmeye mi geldin, yoksa canımı almaya mı» diye sorar. Azrail «gelişim ziyaret içindir» cevabını verir.br /br /Hz. Yakub «senden bir ricam var» der. Azrail «nedir» der. Hz. Yakub «ölümümün yaklaştığını, canımı almaya hazırlandığını bana önceden bildirmeni istiyorum» der, Azrail «hay hay, sana iki veya üç haberci gönderirim» karşılığını verir.br /br /Hz, Yakub’un ömrü dolunca bir gün yine ölüm meleği karşısına dikilir. Hz. Yakub yine sorar, «ziyaretçi misin, yoksa canımı almaya mı geldin» Azrail «canını almaya geldim» cevabını verir.br /br /br /Hz. Yakub «sen bana daha önce iki veya üç haberci göndereceğini söylemedin mi» diye sorar. Azrail şu cevabı verir, «söylediğimi yaparak sana üç haberci gönderdim: Önce siyah iken sonra ağaran saçın, güçlü iken halsizleşen vücudun ve dimdik iken kamburlaşan vücudun, ey Yakub, işte bunlar benim ademoğullarına gönderdiğim ön habercilerdir.»br /br /br /Ebu Ali ed-Dekkak (rehimehullahu) anlatıyor: «Hasta olan salih bir dostumu ziyaret etmeye vardım, büyük bir şeyh idi, etrafını talebeleri çevirmişti, ağlıyordu, iyice yaşlanmıştı. «Ey şeyh! Neye ağlıyorsun, yoksa dünyaya mı» diye sordum. «Asla! Kaçırdığım namazlara ağlıyorum» diye cevap verdi. «Nasıl olur, sen namazını kaçırmazdın» dedim. Bana şu cevabı verdi. «Şu günüme kadar geldim, ne gafletsiz secdeye vardığım oldu, ns de gafletsiz secceden başımı kaldırdığım var. İşte şimdi de gaflet içinde ölüyorum.»br /br /Arkasından derin bir nefes çekerek şu şiiri söyledi: Mezarımdan doğrulacağım günü ve mahşere varacağımı düşündüm Dört köşelik çukurumdaki ikamet süremi Yapayalnız ve tek başıma, nice izzet ve mevkiden sonra Günahımın ve toprağımın tutuklusu olarak, onunla başbaşa hesaplaşman üzerinde eni boyu düşündüm.br /br /Ve amel defterim verildiği zamanki halimin perişanlığınıbr /br /Fakat ümidim sendedir, Rabb’im, yaratıcım!br /br /Umarım ki, ey Allah’ım sen bağışlarsın günahkârı!br /br /Uyun-ul Ahbar adlı eserde Şakık el-Belhî’nin (rehimehullahu) şu sözleri nakledilir: «İnsanlar şu üç sözü söylerler, ama davranışları sözlerine ters düşer. Birincisi «biz Allah’ın kuluyuz» derler, fakat başıboşlar gibi davranırlar, bu durum sözlerine ters düşer, «Allah bizim rızkımıza kefildir» derler, fakat kalbleri yalnız dünya ile dünya varlığı biriktirmekle tatmin olur. Bu davranış da sözlerine ters düşer. «Ölümden kurtuluşmuz yoktur» derler, fakat hiç ölmeyecekmiş gibi hareket ederler, bu durum da hiç şüphesiz sözlerine ters düşer.br /br /Ey kardeşim, sen kendine bak! Hangi vücudla Allah’ın huzuruna dikileceksin, hangi dille O’na cevap vereceksin, her şeyi inceden inceye sana sorduğunda ne cevap vereceksin.br /br /Sorulara cevap ve cevaplara doğruluk hazırla, Allah’dan kork, çünkü «O, iyi-kötü bütün davranışlarınızdan haberdardır.»br /br /br /Şakık-ul Belhî sözlerine devam ederek müminlere, Allah’ın emrinden ayrılmamalarını ve gizli - açık her durumda O’nu tek ilâh olarak bilmelerini öğütledi.br /br /Hadisi Şerif’de varid olduğuna göre: Peygamberimiz (S.A.S.) şöyle •buyurmuştur.br /br /— Arş’ın direğinde yazar ki, «bana itaat edenin ben de mükâfatını veririm, beni seveni ben de severim, bana yalvaranın isteğini karşıla-br /rım, benden af dileyenin günahlarını bağışlarım.»br /br /Aklı başında olan kimsenin Allah’a korku içinde ve ibadetini sırf O’na yönelterek O’nun takdirinden hoşnut olarak O’ndan gelen belâya sabırla katlanarak verdiği nimetlere şükreder ve verdiği ile yetinerek itaat etmesi gerekir.br /br /Biri Hasan el-Basrî’ye (rehimehullahu) «ibadetten zevk almıyorum» der. Hasan el-Basrî de ona «her halde sen Allah’dan korkmayan birinin yüzüne bakmışsın! Kulluk, her şeyden hakkıyla sıyrılarak Allah’a yönelmektir» cevabını verir.br /br /Başka birisi de aynı konuyu Ebu Yezid ol-Bestamî’ye (rehimehullahu) açar, «ibadetten zevk almıyorum» der. Ebu Yezid el-Bestamî de ona şöyle cevap verir. «Çünkü sen ibadete tapıyorsun, Allah’a ibadet etmiyorsun! Allah’a ibadet et ki, ibadetten lezzet alasın.»br /br /br /Revnakul - Meranîs de der ki: «Adamın biri heybesini kaybetmiş,kime verdiğini bir türlü hatırlayamıyormuş, bu düşünce içinde namaza durmuş, namazda iken heybeyi kime verdiğini hatırlamış. Selâm verince kölesini çağırmış, «falan oğlu filâna git heybemizi geri al» demiş.br /br /Köle «onda olduğu ne zaman hatırına geldi» diye sormuş, adam «namazda iken» diye cevap vermiş. Bunun üzerine köle ona şöyle demiş, «efendim, demek ki sen Allah’ın rızası peşinde değil, heybenin peşinde imişsin» Adam da sağlam itikadına hürmet ederek köleyi derhal azad etmiş.br /br /Bundan dolayı aklı başında olan kimsenin dünyadan gönül sıyırarak sırf Allah’a kulluk etmesi, ilerisini düşünerek ahiret saadetini araması gerekir. Nitekim ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:br /br /— Kim ki, Ahiret ürününü (sevabını) dilerse onun ürününü artırırız. Buna karşılık dünya ürününe (elbise, yiyecek, içecek gibi dünya lezzetlerine) talip ise ondan payını veririz, fakat onun ahirette hiç bir payı olmaz (ahiret sevgisi kalbinden çıkarılır)» (22).br /br /Böyle olduğu içindir ki. Hz. Ebubekir (R.A.) Peygamber’imiz uğruna kırk bin dinar açıktan ve kırk bin dinar gizlice harcamış ve sonunda ken-disine hiç bir şey bırakmamıştır. Peygamber’imizin (S.A.S.) kendisi olsun, yakınları olsun dünyadan, onun azgın istek ve arzularından yüz çevir-mişlerdi.br /br /Nitekim Hz. Fatma (R. Anha) nın Hz. Ali (kerremellahu vechehu) ile evlendiği zaman çeyizi debbağlanmış koç derisi bir post ile içine ağaç kabuğu doldurulmuş deri bir yastıktan ibaretti.br /br /___________________________________br /(22) Kur’an-ı Kerim/Şûra Sûresi. 20br /br /br /-MÜKÂŞEFETÜ’L-KULÛB-

10
Ara

Uhud Dağından Ağır Gelen Amel

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

Hz.Aişe Validemiz, rüyasında kıyametin koptuğunu, insanların mahşer yerine toplandıklarını gördü. Bir kadının ameli uhud dağındanda ağır geldi.Hz.Aişe o kadını tanıyordu.Uyanınca onu çağırttı ve amelinin ne olduğunu sordu.Kadın söylemekten çekindi.Hz.Aişe ısrar edince dedi ki..br /br /br /Şu yedi hususla amel etmeye çok dikkat ederim…br /br /br /1-) Kendimi hep korudum.Hiçbir zaman beni mahremimden başkası görmedi.br /br /2-) Elimde oldukca benden bir şey isteyeni hiç boş çevirmedim.br /br /3-) Hiçbir zaman yalnız yemek yemedim.br /br /4-) Ezan okunmadan önce namaza hazırlandım.br /br /5-) Müezzin ezan okuyunca onun söylediklerini ben de söyledim.br /br /6-) İstişare etmeden, danışmadan bir şey yapmadım.br /br /7-) Akrabamdan benden alakayı kesmiş olanı, ben aradım, ziyaret ettim.br /br /br /br /Bunun üzerine Aişe validemiz “Senin mizanın, işte bununla ağır oldu.” Buyurdu.

10
Ara

Namaz Kılmayan..

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

Ulu Allâh (C.C.) cehennemliklerden haber vererek söyle buyuruyor: br /br /”Sizi cehenneme sürükleyen sebeb nedir? Derler ki, «Biz namaz kılanlardan degildik, yoksullara yemek vermezdik, batıla dalanlar ile birlikte biz de dalardık.” br /(Müdessir Sûre-i Celilesi; 42-45) br /br /Ahmed Ibni Hambel’in (R.A.) rivayet ettigine göre Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki: br /br /«— Kul ile küfür arasında namazı terketmek vardır.» br /br /Müslim’in rivayetine göre “Kulla şirk arasında yahut kulla küfür arasında namazi kılmamak vardır.” buyurmustur. br /br /Ebû Dâvûd ve Neseî’nin rivayeti de söyledir: br /br /«— Kul iLe küfür arasinda sadece namaz kılmamak vardır.» br /br /Ibni Mace’nin rivayeti de söyledir: «— Kul iLe küfür arasında namaz kılmamak vardır.» Bu hadis sahihtir, nitekim Tirmizî ile baskalari onu rivayet etmistir. br /br /Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki: br /br /«— Onlar ile aramızdaki sözlesmenin temeli namazdır, namaz kılmayan kâfir olur.»br /br /Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki: br /br /”Kıyamet Günü amelleri arasından kul, ilk önce namazından hesaba çekilir. Eger bu hesabı düzgün geçerse kurtulmus ve basarıya ulasmis olur. Eger bu husûsdaki suâlde eksikleri çıkarsa aldanmıs ve zararlı çıkmıs olur.» br /br /Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki: br /br /”Kıldıkları namazin önemini kavramadan namaz kılanların vay haline.” br /br /(Maun Sûre-i Celilesi: 4—5) br /br /Peygamber (S.A.V)’imiz âyette gecen «Kıldıktan namazın önemini kavramayanlar» ifâdesi ile, namazı vaktinde kılmayanlarin kasdedildigini bildirmektedir.

10
Ara

Geylani Hz’den Öğüt

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

div align=”center”span style=”font-weight:bold;”HAK’la çekişme, nefsin için O’nu kötüleme, malın azaldı diye O’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mı?br /br /Sen ve bütün yaratıklar O’nun kuludur. Her şeyde yalnız O’nun hükmü geçer bunu sakın unutma.br /br /br /_________br /br /br /Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. Sana en gerekli olan ise YARATAN’ındır. O’nu ara. Her şeyin bir bedeli olur. Dünyaya AHİRET, yaratılmışlara ise bedel YARATAN’dır. Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır. br /br /Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.br /br /br /br /Abdülkadir Geylani (k.s.)/span/div

10
Ara

Gıybetten kazanç..

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://img.blogcu.com/uploads/avlevent_terazi.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 322px; height: 390px;” src=”http://img.blogcu.com/uploads/avlevent_terazi.jpg” border=”0″ alt=”" //aBaşkalarının eksik ve zaaflarını arkalarından anlatmayı alışkanlık haline getiren bir gıybetçi adam, çevresindeki bir maneviyat büyüğünün de gıybetini yapmaktan çekinmiyordu. br /br /Bu yüzden de gıybetçiyi çevrede kimse sevmiyordu. Fakat gönül insanı büyük zat, gıybetçi huzuruna geldiğinde hep iltifat ediyor; “Gel bakalım benim sevgili ortağım!” diyerek karşılıyordu. Bu iltifat gıybetçi adamı insafa getirdi; “Ben bu zatın şurada burada aleyhinde konuştuğum halde o bana hep iltifatta bulunuyor, bundan sonra aleyhinde konuşmamalıyım.” diye karar aldı. Ne var ki, bu karardan sonra o zatın huzuruna vardığında eskiden gördüğü iltifatı artık göremez oldu. “Gel bakalım benim ortağım!” gibi iltifatlarla baş köşeye çağırmıyordu. Bunun sebebini merak ederek bir gün sordu: “Efendi hazretleri, bize gösterdiğiniz iltifatı artık göstermiyorsunuz, eski muhabbet kalmadı gibi geliyor bana. Sebebi nedir acaba?” br /br /Maneviyat büyüğü tebessüm ederek açıkladı, iltifat eksikliğinin sebebini: “Eskiden bir ticari ortaklığımız vardı. Şimdilerde o ortaklık bitti; iltifat da gitti.”br /”Ne ortaklığı. Ben öyle bir ortaklığın farkında değilim.” deyince de şu açıklamayı yaptı büyük zat: “Çünkü; sen şurada burada benim aleyhimde konuşuyordun; bu sözlerini bana getirenlere karşı ben de gıybetine gıybetle karşılık vermemeye gayret ediyor, sabretmeyi tercih ediyordum. Bu sabrımın karşılığı olarak benim günahlarım senin defterine, senin sevapların da benim defterime yazılıyordu. Böyle bir ticari ortaklığımız oluşmuştu seninle. Şimdilerde ise sen benim aleyhimde artık konuşmuyor, gıybetimi yapmıyorsun, bu sebeple senin sevapların bana, benim günahlarım da sana yazılmıyor. Böylece ortaklığımız bitmiş bulunuyor, iltifata gerek kalmıyor..” br /Gıybetçi adam düşünmeye başladı: “Sahiden gıybetçinin durumu böyle mi?” diye üsteleyince maneviyat büyüğü açıklamasına şu misali de ilave etti: br /br /”İmam-ı Şarani Hazretleri diyor ki: Ben ille de birinin gıybetini yapacak olsam önce anamın babamın gıybetini yapardım. Çünkü gıybet yapan insan, önce kendi sevaplarını gıybetini yaptığı adama bağışlamış olur, sonra da onun günahlarını kendi üzerine yüklenmiş sayılır. Ben ise önce anama babama sevaplarımı bağışlamak ister, sonra onların günahlarını yüklenmeyi tercih ederdim!” br /br /Düşünmeye başlayan gıybetçinin aklı başına geldi de dedi ki: “Madem durum böyle. Bundan sonra ben kimsenin gıybetini yapmayacağım; ama herkes benim gıybetimi yapabilir, varsa gıybetimi yapacak buyursun yapsın. Böyle bir ortaklığa ben hazırım..”

10
Ara

Kazlar neden "V" şeklinde uçar?

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_ZOeQwlI/AAAAAAAABL4/Cg-Em1BhCkE/s1600-h/1.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;” src=”http://3.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_ZOeQwlI/AAAAAAAABL4/Cg-Em1BhCkE/s400/1.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261399967289885266″ //abr /br /a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_ZRjtMlI/AAAAAAAABMA/tgryWzyqjNU/s1600-h/2.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_ZRjtMlI/AAAAAAAABMA/tgryWzyqjNU/s400/2.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261399968118026834″ //abr /br /a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_Zp5M3qI/AAAAAAAABMI/xYzLCAtomkQ/s1600-h/3.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_Zp5M3qI/AAAAAAAABMI/xYzLCAtomkQ/s400/3.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261399974650633890″ //abr /br /a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_Zhng-qI/AAAAAAAABMQ/2Ek-9WFRftI/s1600-h/4.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_Zhng-qI/AAAAAAAABMQ/2Ek-9WFRftI/s400/4.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261399972428970658″ //abr /br /a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_8-J6qII/AAAAAAAABMY/PEVoV8VwlCE/s1600-h/5.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_8-J6qII/AAAAAAAABMY/PEVoV8VwlCE/s400/5.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261400581384874114″ //abr /br /a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_83a8mLI/AAAAAAAABMg/TQLnECJsg8A/s1600-h/6.jpg”img style=”float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQQ_83a8mLI/AAAAAAAABMg/TQLnECJsg8A/s400/6.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261400579577256114″ //a

10
Ara

"Hanımlarla iyi geçinmek gerek"

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

Şah-ı Nakşibend k.s. Hazretleri’nin müritlerinden biri anlatır:br /br /– Hanımımla tartışmış, kalbini kırmıştım. Aradan bir müddet geçti. Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nin yanına gittim. Hâce Hazretleri, “Hanımlarla iyi geçinmek gerek…” br /br /diyerek bir sohbet konusu açtı. O sırada ben, “Benim halimden söz eder mi acaba?” diye düşündüm. Derken, bir ara Hâce Hazretleri:br /br /– Her konuda olduğu gibi, kişinin hanımıyla geçim konusunda da nefsine karşı çıkması gerek, dedi.br / br /br /O an ben, eşimle yaptığım münakaşanın aslında çok basit bir olaydan kaynaklandığını düşündüm. Kendi kendime, aslında telafi edilmesi pekâlâ mümkün, dedim. Kararımı verdim, hanımımın gönlünü alacaktım. Bu arada Hâce Hazretleri sohbete devam ederek:br /br /– Mümkün olduğunca nefsin payını düşünmek gerek. Noksanlığımız olabileceğini unutmamak lazım. Zira Peygamber s.a.v. Efendimiz, pak zevcelerinin saçlarını mübarek elleriyle tutardı. Saçlarının yıkanmasına yardımcı olurdu. br /br /Rasulullah aleyhisselam Efendimiz tabii ki bunu bir hikmete bağlı olarak yapıyor, onların gönlünü alıyordu, buyurdu.br /Bu sohbet üzerine gittim, hanımımın gönlünü yaptım ve onunla barıştım. br /br /(Hâce Ahmed b. İbrahim, Şah-ı Nakşibend)

10
Ara

Hadis ve Hadiselerde Vesile Örnekleri

 Bu yazı admin tarafından Genel kategorisine eklenmiştir!

a onblur=”try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}” href=”http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQL6w_MMD5I/AAAAAAAABKw/3QBBSy-D-9M/s1600-h/manzara19.jpg”img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SQL6w_MMD5I/AAAAAAAABKw/3QBBSy-D-9M/s200/manzara19.jpg” border=”0″ alt=”"id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5261043034225381266″ //abr /Vesile, iddia edildiği gibi Yüce Yaratıcı’ya başkasını ortak etmek değil, onun sevdiklerini aracı ederek ilahi huzura derdimizi arz etmektir. Vesile, nefsi aradan çıkarıp sevgilileri aracı yapmaktır. Vesile, yolu bilenle hedefe varmaktır. Vesile, aşıkların ağzı ile Allah’a yalvarmaktır. Vesile, dostların diliyle derde derman aramaktır. Bu haliyle vesile, Allah Rasulünün tavsiyelerinde de yer alır, sahabilerin hayatlarında da… br /br /Bu haliyle vesile, Allah Rasulünün tavsiyelerinde de yer alır, sahabilerin hayatlarında da… Salih insanların diğer insanlara nasıl vesile olduğunu şu hadislerden öğreniyoruz: br /br /“Allah, bu ümmete ancak aralarında bulunan zayıf görünümlü salihlerin duası, namazı ve ihlası sayesinde yardım eder.” (Nesaî) br /br /“Siz ancak içinizdeki zayıf ve garib görünümlü salih kimselerin dua ve bereketiyle ilahi yardıma ve zafere ulaşırsınız.” (Buharî, Ebu Davud, Tirmizî) br /br /“Zayıf görünümlü salihleri ihmal etmeyiniz. Çünkü siz onlar sayesinde rızıklandırılır ve ilahi yardıma mazhar kılınırsınız” (Nesaî) br /br /Konumuzla alâkalı bir başka hadiste de, bazı savaşlarda sahabe, tabiîn veya etbau tabiîn’den olan kişiler hürmetine o orduya zafer ihsan edileceği belirtilmiştir. (Buhari, Müslim) br /br /İslâm tarihinde, peygamber, veli ve alimleri vesile ederek Allahu Tealâ’dan bir şey istemenin örnekleri çoktur. br /br /Bu manada ilk vesileyi Hz. Adem (A.S.) yapmıştır. br /br /Hz. Ömer (R.A.) naklediyor: br /br /Hz. Rasulullah (A.S.) buyurdu ki: br /br /Hz. Adem (A.S.), cennetten çıkarılmasına sebep olan hatayı işledikten sonra affedilmesi için şöyle dua etti: br /br /- ‘Allah’ım beni Muhammed’in hakkı için affeyle, tevbemi kabul buyur.’ Cenab-ı Hak: br /- ‘Sen Muhammed’i nereden tanıyorsun?’ diye sorunca, Adem (A.S.): br /- ‘Ya Rabbi! Beni yarattığın zaman başımı kaldırıp arşa baktığımda, arşın üzerinde, br /br /span style=”font-weight:bold;”Lâ ilâhe illallah Muhammedü’r-Rasulullah /spanbr /br /yazıldığını gördüm. İsmi Allah’ın ismiyle beraber yazılan birinin O’nun katında en sevgili bir kul olduğunu anladım. Bundan dolayı onun ismini zikrederek affımı istedim.’ dedi. Allahu Tealâ: br /br /- ‘İzzet ve celâlime yemin ederim ki, o senin zürriyetinden gelecek son peygamberdir. Eğer o olmasaydı seni yaratmazdım.’ buyurdu. (Hakim, Beyhakî, Tabaranî, Heysemî) br /br /br /br /span style=”font-weight:bold;”Peygamberi ve Onun Yakınlarını Vesile Yapmak /spanbr /br /Rasullah (A.S.) Efendimiz’in saadetli hayatlarında zat-ı alisini vesile ederek yapılan pek çok tevessül örneği mevcuttur. Biz, tevessülün edebine dikkat edildiğinde, bu ümmetin salihleri ile her zaman yapılabileceğini göstermek için aşağıdaki örnekleri veriyoruz: br /br /Enes b. Malik (R.A.) anlatıyor: br /br /“Hz. Ömer döneminde, müslümanlar kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya geldiler. Durumu halife Ömer’e anlattılar. O da Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ı (R.A.) yanına aldı, onu vesile ederek Allah’tan yağmur talebinde bulundu, şöyle yalvardı: br /br /- ‘Allahım! Bizler daha önce Peygamberimiz’i vesile edinerek sana niyazda bulunurduk, sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise O’nun amcasını vesile kılıyor ve senden talep ediyoruz; bize yağmur ihsan et.’ Dua ve vesilesi kabul edildi; o anda yağmura kavuştular.” (Buhari, Aynî) br /br /Hz. Ömer (R.A.) böyle davranmakla, Hz. Peygamber (A.S.)’dan başka salih insanları ve özellikle Peygamber’e yakınlığı bulunan kişileri vesile edinerek yağmur isteneceği hususuna işaret etmiştir. Bu hareketi ile müslümanlara vesilenin mahiyetini anlatmak ve Kur’an’da emredilen tevessülün sadece salih amelleri değil; aynı zamanda salih zatlarla tevessülü de içine aldığını belirtmek istemiştir. br /br /Ayrıca, bu davranışı ile Ehl-i Beyt’in faziletini vurgulamak istemiştir. Allah Rasulü’nün hem nesebine, hem de edebine varis olan Ehl-i Beyt alimleri ve o şerefli silsileden gelen kâmil mürşidler, her devirde müslümanlar için Hakk’a ulaşmada en güzel vesiledirler. br /br /Onlara “el-Urvetü’l-Vüska” yani kopmayan, sağlam ip denir. br /Onlar, bir ucu Allah’ta, diğer ucu insanların arasında olan Hz. Kur’an’a sımsıkı sarıldıklarından, ellerinden tutanı, kalplerinden ilahi aşk yudumlayanı Allah’a ulaştırırlar. br /br /Hz. Ömer (R.A.)’in Hz. Abbas (R.A.)’la tevessülde bulunması, Hz. Rasulullah (A.S.)’ın ona gösterdiği hürmete kendisinin de riayet etmesinden kaynaklanmıştır. O, böyle davranmakla Hz. Peygamber’e ittiba etmiştir. (Umdetü’l Kari; Ali Ataç, Kelâm ve Tasavvuf Açısından Tevessül) br /br /br /span style=”font-weight:bold;”Sahabilerin Birbirlerini Vesile Yapmaları /spanbr /br /Ebu Zur’a eş-Şeybanî anlatıyor: br /br /“Yezid bin Muaviye zamanında uzun bir müddet yağmur yağmadı. Bunun üzerine yağmur duasına çıktılar, fakat ne bulut geldi ne de yağmur yağdı. Yezid b. Muaviye, Dahhâk bin Esved’e dönüp ‘Kalkın! Bizim için yağmur isteyin!’ dedi. O da kalktı, kollarını ileri doğru uzatarak ellerini açtı, başını semaya kaldırdı, şöyle dedi: br /br /- ‘Allahım! Bunlar benim vesilemle senden yağmur diliyorlar; onlara yağmur yağdır!’ O daha duasını bitirmemişti ki, yağmur yağıverdi. Öyle ki, neredeyse su içinde kalacaklardı. (İbn-i Ebi’d Dünya, Resail) br /br /Hz. Muaviye (R.A.), Yezid bin Esved el-Cureşî (R.A.)’yi Şamlılar için vesile ederek yağmur duasında bulundu, elini açıp: br /br /- “Allahım! En hayırlımız ve en faziletlimiz vesilesiyle senden yardım diliyoruz” diye dua etti; daha evlerine varmadan yağmur yağdı.” (İbnu’s-Salâh, Ulumu’l-Hadis) br /br /İbnu Hacer el-Mekki (Rh.A.) naklediyor: br /br /“İmam Şafiî, Bağdat’ta kaldığı günlerde İmam Ebû Hanife’nin türbesine gelir, ziyaret eder, kendisine selam verir, sonra onu vesile edip Allahu Tealâ’ya ihtiyacını arzederdi. br /br /” İmam Ahmed b. Hanbel (Rh.A.), Allahu Tealâ’dan bir şey isterken İmam Şafiî’nin ismini zikrediyor ve onun hatırına ihtiyacının giderilmesini istiyordu. Oğlu Abdullah buna hayret edip babasına durumu sorunca, İmam Ahmed: br /br /- “Şüphesiz İmam Şafiî, insanlar için güneş gibidir; herkese fayda sebebidir” demişti. br /br /Yine İmam Şafiî’ye, Kuzey Afrika’lı müslümanların İmam Malik’in ismini anarak Allah’tan birşeyler istediklerinin haberi ulaşınca, bunu hoş görmüştü. İmam Ebu’l Hasen eş-Şâzelî (Rh.A.) demiştir ki: br /br /“Kimin Allahu Teâlâ’ya arzedecek bir ihtiyacı olursa, İmam Gazzalî ile tevessül edip ihtiyacını Cenab-ı Hakk’a arzetsin.” (Nebhanî, Şevahidü’l-Hak). br /br /Her devirde rahmete vesile olan Allah dostları bulunur. Kâmil insanlar, Allahu Tealâ’nın huzurunda insanlığı temsil ederler. Kâinatın ayakta durmasına vesile olan büyük zikri onlar çekerler. Ariflerin temiz kalbleriyle çektikleri zikirler, saf gönülleri ile yaptıkları dua ve niyazlar, hallerinden yayılan edeb, takva ve güzel ahlâk, aleme rahmet çeker. Velilerin yüzüne bakan Allah’ı zikreder; elinden tutan Allah’a gider, gönüllerinden sevgi yudumlayan Allah’ı sever. Bu da nasibi olana yeter.br /br /br /Alıntı